Muharrem Ekrem Eminönü'nde sülük satardı. Kalın, şerit gibi kaşları; simsiyah gür saçları, bunlarla takım boynuna kadar çıkan topak topak göğüs kılları vardı. Göğüs kıllarını -ve göremediğimiz birçok kılı daha- cart renklerdeki gömleğiyle saklardı (tercihen mor). Oturduğu küçük taburede paçaları hep neredeyse dizlerine kadar ulaşır ve desen desen, alacalı çoraplarını görmemize olanak sağlardı. Dikkat ederseniz çorapla paçanın arasında kalan yerde uzun bir yara (ya da dikiş) izi görebilirdiniz. Bu izin bir başka varyasyonu da kolunda bulunmaktaydı. Yalnız sadece sıcak günlerde görülebilirdi; zira Muharrem Ekrem sadece sıcak günlerde gömleğinin kollarını sıvardı. Muharrem Ekrem sizinle yara izlerini paylaşacak kadar cömert biriydi. Sık sık sigara yakardı; ama sigarasını rüzgar içerdi. Yaktığı sigarayı iki parmağı arasında tutar, izmarite dönüşünceye kadar atmazdı. Hatta bazen izmarit olduktan sonra bile atmazdı! Kalçasının çok az bir yüzdesinin sığdığı küçük taburesinde öne doğru eğilir, dirseklerini dizlerine dayar, bir elinde izmarit, önüne ya da ortalığı pisletmekten başka bir işe yaramayan güvercinlere dalardı.
Eminönü'nde sülük satardı Muharrem Ekrem. Yeni Cami'nin yanında kalan dar ve sıkışık; ama çoğu zaman kalabalık sokakta, dizi dizi sülükçülerin sırasında otururdu Muharrem Ekrem. Esnafı tanımazdı. Esnaf da onu tanımazdı. Esnaf turistlerin üzerine atlar, bazen laf sokar; Muharrem Ekrem ne ufacık Japonları, ne iri Almanları, ne entarili Arapları takardı. Bir sürü kişi gelir, sülük bidonuna eğilir, bidonun iç cephesine yapışan bir sürü sülüğü izler, hayret eder, eğlenirdi. Bu birtakım insanlar kendilerince sülüklere dair yalan yanlış, uydurma tahminlerde bulunsalar da, Muharrem Ekrem duymazdı. Ama sağır değildi.
Sülük satardı Eminönü'nde Muharrem Ekrem. Her gün öğlene doğru elinde sarı kapaklı, saydam, içi su ve sülük dolu bidonu ve diğer materyalleriyle gelir, sülükçüler sırasında boş bulduğu bir yere koyardı taburesini. Önüne sülük bidonunu alır hiçbir şeyi duymaz, hiçbir kimseyi görmezdi (yine de -tahmin ettiğiniz gibi- kör değildi). Sülük bidonunun ön tarafında gazeteden kim bilir hangi tarihte kestiği sararmış yazı asılı dururdu. Acemi harflerle "Her derde deva sülük" yazılıydı. Adı ve şahsı gibi, sülükleri nerden buluduğu da bilinmezdi. Hiç sülük sattığı da görülmemişti. Yine de her gün sokağın müptelasıymış gibi orada bulunur, esnafın da, turistlerin de gözünden kaçmazdı Muharrem Ekrem.
Satardı sülük Muharrem Ekrem Eminönü'nde. Aklına nerden gelmişti sülük satmak ya da ona kim söylemişti? Ailesi var mıydı? Hiçbir şey satmadığı halde nasıl geçinir, ne yer, ne içerdi? Neden kimseyle konuşmazdı? Bir gün Muharrem Ekrem beyaz bir gömlek giyindi. Kendince o gün farklı, yakışıklı, tarz sahibi, hatta belki de daha az kıllıydı -garsona benzemesine rağmen. O günden sonra bir daha gelmedi Muharrem Ekrem.
Eşref Kamil Eminönü'nde yem satardı...

